ŞÎRÂZÎ, Ebû İshak

(أبو إسحاق الشيرازي)

Ebû İshâk Cemâlüddîn İbrâhîm b. Alî b. Yûsuf eş-Şîrâzî (ö. 476/1083)

Şâfiî fakihi.

393’te (1003) Şîraz’ın güneyindeki Fîrûzâbâd beldesinde doğdu. İlk eğitimini burada Ebû Hâmid el-İsferâyînî’nin öğrencilerinden olan Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer eş-Şîrâzî’den aldı. Ardından tahsil için gittiği Şîraz’da (410/1019) Ebû Abdullah el-Cellâb’dan fıkıh okudu. Amelde Zâhirî olup Şîraz’da Mu‘tezile mezhebinin temsilcisi konumunda bulunan Kadı Ebü’l-Ferec el-Fâmî eş-Şîrâzî ile tartışmalara girdi (Şîrâzî, Ŧabaķātü’l-fuķahâǿ, s. 179). Burada ders aldığı Ebû Ahmed Abdurrahman b. Hüseyin el-Gandecânî memleketine dönünce o da Gandecân’a gidip bir müddet daha onun derslerine devam etti. Ardından geçtiği Basra’da Ebû Ahmed Abdülvehhâb b. Muhammed el-Bağdâdî ve diğer bazı âlimlerden ders okudu. 415 yılı Şevval ayında (Aralık 1024) Bağdat’a gitti ve hayatının sonuna kadar orada kaldı. Bağdat’ta Ebü’t-Tayyib et-Taberî, Ebû Hâtim Mahmûd b. Hasan et-Taberî el-Kazvînî, Ebû Abdullah Muhammed b. Abdullah el-Beyzâvî, İbn Râmîn ve Ebü’l-Kāsım Mansûr b. Ömer el-Kerhî’den fıkıh, usul, hilâf ve cedel; Ebû Bekir el-Berkānî, İbn Şâzân el-Bağdâdî ve Ebü’l-Ferec el-Hercûşî’den hadis dersleri aldı. İlmî kişiliğinin oluşmasında kendisini en çok etkileyen Ebü’t-Tayyib et-Taberî başta olmak üzere hocalarının çoğunluğu mezhebin Irak kolunun reisi Ebû Hâmid el-İsferâyînî’nin talebesidir. Ebü’t-Tayyib et-Taberî’ye on yılı aşkın bir süre öğrencilik yaptıktan sonra hocasının isteğiyle önce onun mescidinde, 430 (1039) yılından itibaren Bâbülmerâtib mevkiindeki bir mescidde fıkıh okuttu. Ebü’t-Tayyib’in Bâbüttâk ve Kerh kadılıklarına getirilmesinin ardından müderris olarak şöhreti arttı; çeşitli vesilelerle katıldığı münazaralardaki başarısıyla ününü pekiştirdi. Sellâr el-Ukaylî gibi dönemin meşhur şairleri şiirlerinde Şîrâzî’ye yaptıkları telmihlerle onun münazaradaki maharetine dikkat çekmişlerdir. Hanefî kādılkudatı Ebû Abdullah ed-Dâmegānî ile giriştiği münazaraya şahit olan Endülüslü Mâlikî fakihi Ebü’l-Velîd el-Bâcî onun gösterdiği başarıyı över (Sübkî, IV, 245-252). Hanbelî âlimi Ebü’l-Vefâ İbn Akīl de Şîrâ-zî’yi döneminin en yetkin münazara ustası diye nitelemiş ve özellikle eserlerinden faydalandığını belirtmiştir. Ayrıca anlatıldığına göre Şîrâzî hilâf meselelerini “bir müslümanın Fâtiha’yı bildiği gibi” bilirdi. Bizzat kendisi her kıyası, her dersi bin defa tekrarladığını, bir meselede istişhâda elverişli bir beyit bulduğunda kasidenin tamamını ezberlediğini belirtir (Nevevî, Tehźîb, I/2, s. 173; Sübkî, IV, 218). Fürû hükümlerini delillerle irtibatlandırmada (te’sîl ve tefrî‘) İbn Süreyc’in tarzını benimsediği ve onun gibi çok öğrenci yetiştirdiği


kaydedilir. Rivayete göre Şîrâzî ile karşılaşıp bir mesele hakkındaki görüşünü dinleyen Mâverdî onun gibisine rastlamadığını söylemiş ve, “Şâfiî onu görseydi kendisiyle mutlaka iftihar ederdi” demiştir.

447 (1055) yılında Kādılkudât İbn Mâkûlâ vefat edince Halife Kāim-Biemrillâh, Şîrâzî’ye bu görevi teklif ettiyse de o kabul etmedi. Hocası Ebü’t-Tayyib et-Taberî’nin vefatı üzerine (450/1058) Şîrâzî, mezhepler arası yoğun bir rekabete ve siyasî çekişmelere sahne olan Bağdat’ta Şâfiî mezhebini temsil konumuna geldi. Hayatının bu devresine kadar Büveyhî-Abbâsî, bu devreden itibaren Selçuklu-Abbâsî mücadelesine şahit olan Şîrâzî telif ve öğretim faaliyetlerini bu gerilimli ortamda yürüttü. Büveyhîler döneminde güç mücadelesi belli düzeyde Sünnî-Şiî ihtilâfı ekseninde sürmüş, sosyal meşruiyet sorunuyla karşılaşmak istemeyen Büveyhîler, Şiîliğe açıktan destek vermek yerine Mu‘tezile’ye daha fazla imkân sağlama yolunu tercih etmiştir. Tuğrul Bey’in 447’de (1055) Bağdat’a girip Büveyhî hâkimiyetine son vermesiyle birlikte Büveyhîler’in dolaylı himayesinden mahrum kalan Mu‘tezile, Bağdat’ta güçlü bir tabana sahip bulunmadığı için siyasî bir araç olmaktan çıktı; güç mücadelesi Selçuklu sultanları ile Abbâsî halifeleri arasında devam etti. Mücadele artık Sünnî mezhepler arası ihtilâf eksenine kaydı, Bağdat’ta güçlü olan Hanbelî Selefiliği’ne karşı Eş‘arî anlayışı rakip konumuna yükseldi. Mâlikî mezhebi V. (XI.) yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Bağdat’ta neredeyse silinme noktasına vardı, Şâfiîler Eş‘arîliğin yegâne temsilcisi haline geldi.

Nîşâbur merkezli Selçuklu yönetimi Tuğrul Bey zamanında Hanefî mezhebini desteklediyse de daha sonra bu siyasetten vazgeçildi. Alparslan ve Melikşah dönemlerinde Nizâmülmülk’ün de etkisiyle Şâfiî mezhebine daha özel bir alâka gösterildi. Bunda mezhebin gerek Selçuklu coğrafyasında gerek Bağdat’ta güçlü bir halk tabanına sahip bulunmasının etkili olduğu söylenebilir. Öte yandan Abbâsî halifesi, hem amelî hem itikadî bir mezhep yapısında olan Hanbelî mezhebine daha çok yönelmekle birlikte Bağdat’ta etkinliği azalan Mâlikîler dışındaki üç mezhep arasında bir tür denge politikası izledi. Şîrâzî’nin yaşadığı dönemde siyasetin baş aktörü olan Nizâmülmülk, Abbâsî hilâfetiyle uyumlu bir siyasetin Selçuklu Devleti yararına olacağı düşüncesini taşıdığından bu süreçte Şâfiî mezhebine önemli bir misyon yükledi ve ilmini takdir ettiği Şîrâzî’yi müderris tayin etme düşüncesiyle Nizâmiye Medresesi’ni inşa ettirdi (459/1067). Şîrâzî, medrese arsasının istimlâkinde hak ihlâli olduğu şüphesiyle açılış dersi vermekten kaçınınca bu görev Ebû Nasr İbnü’s-Sabbâğ’a verildi. Baskılara karşı ancak yirmi gün direnebilen Şîrâzî göreve başlamak zorunda kaldı ve buradaki müderrisliğini hayatının sonuna kadar aralıksız sürdürdü (Sübkî, IV, 218). Zengin vakıflarla desteklenen Nizâmiye Medresesi’nin faaliyete başlaması, daha önce ikamet ettiği Katîa mahallesinde çoğu zaman yiyecek, hatta bazan derste üstüne giyecek düzgün bir elbise bile bulamayan (a.g.e., IV, 74-75, 219) Şîrâzî için olduğu kadar talebeler için de bir dönüm noktası oldu. Bununla birlikte mütevazi hayatına devam eden Şîrâzî şahsî geliri elvermediğinden hacca gidemedi. Birçok talebesi arasında Vezir Ebû Şücâ‘ Rûzrâverî, Mü’temen b. Ahmed es-Sâcî, Ebü’l-Vefâ İbn Akīl, Ebü’l-Velîd el-Bâcî, Muhammed b. Ahmed eş-Şâşî, Hasan b. İbrâhim el-Fârikī, Ahmed b. Muhammed el-Cürcânî ve Hüseyin b. Ali et-Taberî anılabilir.

Şîrâzî, bu dönemde öğretim ve telif faaliyetlerinin yanı sıra pek çok sosyal anlaşmazlığın çözümüne katkı sağladı, bazan kendisini mezhepler arası kavgaların ve tartışmaların içinde buldu. 469’da (1076-77) Bağdat’a gelip Nizâmiye Medresesi’nde yer edinen Abdülkerîm el-Kuşeyrî’nin oğlu vâiz Ebû Nasr İbnü’l-Kuşeyrî’nin Hanbelîler’i tecsîm ile suçlayan açıklamalar yapması ortamı gerip Şâfiîler ile Hanbelîler arasında olaylar çıkınca İbnü’l-Kuşeyrî’ye destek çıkan Şîrâzî, Nizâmülmülk’e Hanbelîler’i şikâyet eden mektuplar yazıp ondan yardım istedi. İbnü’l-Kuşeyrî ile Hanbelîler’in reisi ve Abbâsî halifesinin amcazadesi Şerîf Ebû Ca‘fer Abdülhâliķ b. Îsâ taraftarları arasında çatışma çıktı. Selçuklu sultanı ile vezirinden çekinen halife tarafları barıştırdı. Hanbelî kaynakları, Şîrâzî’nin Şerîf Ebû Ca‘fer’den özür dilediğini ve Eş‘arî görüşlerine mesafeli durduğunu belirttiğini aktarırken Şâfiî kaynakları bunun doğru olmadığını belirtir (a.g.e., IV, 234-235; İbn Receb, I, 19-21). Muktedî-Biemrillâh, halife seçilmesinde etkin rol üstlenen Şîrâzî’yi, Selçuklu yönetimi nezdinde de ayrıcalıklı bir yere sahip olduğu için 475 Zilhicce ayında (Nisan-Mayıs 1083) Irak Amîdi Ebü’l-Feth b. Ebü’l-Leys’e yönelik rahatsızlığı dile getiren bir mektubu ulaştırmak üzere elçi olarak Nîşâbur’a gönderdi. Maiyetindeki bir grup âlimle birlikte Nîşâbur’a varan Şîrâzî, Sultan Melikşah ve Nizâmülmülk tarafından çok iyi karşılanıp istekleri yerine getirildi. Nizâmülmülk’ün huzurunda İmâmü’l-Haremeyn el-Cüveynî ile de bir münazaraya girişen Şîrâzî ardından Bağdat’a döndü ve çok geçmeden 21 Cemâziyelâhir 476 (5 Kasım 1083) tarihinde vefat etti. Mezarının üstüne Selçuklu veziri Tâcülmülk bir türbe yaptırmıştır.

Eserleri. 1. et-Tenbîh* fî fürûǾi’l-fıķhi’ş-ŞâfiǾî. Delillerin ve tartışmaların yer almadığı bu muhtasar eser Şâfiî fıkhının beş muteber kitabından biri olup üzerinde çok sayıda şerh yazılmış, çeşitli ilmî çalışmalara konu olmuş, Latince, Fransızca ve Almanca’ya tercüme edilmiştir. Çok sayıda yazması bulunan eserin muhtelif neşirleri yapılmıştır (nşr. A. W. T. Juynboll, Leiden 1879; Kahire 1329, Nevevî’nin Taśĥîĥu’t-Tenbîh’i ile birlikte; Kahire 1348, 1370/1951, İzzeddin Muhammed b. Ebû Bekir İbn Cemâa’nın Maķśadü’n-nebîh fî şerĥi ħuŧbeti’t-Tenbîh ve Nevevî’nin Taśĥîĥu’t-Tenbîh’i ile birlikte; Beyrut 1416/1996, Celâleddin es-Süyûtî’nin Şerĥu’t-Tenbîh’i ile birlikte). 2. el-Müheźźeb* fî fıķhi’l-İmâm eş-ŞâfiǾî. Yine Şâfiî fıkhının ana kaynaklarından biri olan eserde mezhepteki temel hükümler ve mezhep içi ihtilâflar delilleriyle ele alınmaktadır (I-II, Kahire 1323, 1333, 1343, 1379/1959; nşr. Muhammed ez-Zühaylî, I-VI, Dımaşk 1416/1996). Nevevî’nin el-MecmûǾ adlı hacimli şerhi başta olmak üzere el-Müheźźeb’le ilgili birçok şerh ve muhtasar yazılmış, ayrıca nazma çevrilmiş, elfâzı, şevâhidi, ricâli ve hadisleri çalışmalara konu edilmiştir. 3. et-Tebśıra fî uśûli’l-fıķh. Mütekellimîn metoduna göre yazılmış olup sadece hilâfla ilgili meselelere temas etmektedir. Muhammed Hasan Heyto, eseri doktora tezi olarak inceleyip metnini (Dımaşk 1980) ve inceleme kısmını (el-İmâmü’ş-Şîrâzî: Ĥayâtühû ve ârâǿühü’l-uśûliyye, Dımaşk 1980) neşretmiştir. 4. el-LümaǾ fî uśûli’l-fıķh (Kahire 1326, 1347, 1359, 1365, 1957; hadis tahrici, Ebü’l-Fazl İbnü’s-Sıddîk el-Gumârî - nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar‘aş-lî, Beyrut 1405/1985; nşr. Muhyiddin Dîb Mestû - Yûsuf Ali Büdeyvî, Dımaşk-Beyrut 1416/1995). Eser ayrıca Eric Chaumont tarafından neşredilmiş ve Fransızca’ya çevrilmiştir (Kitāb al-LumaǾ fî uśūl al-fıķh: Le livre des rais illuminant les fondements de la compréhension de la loi. Traité de théorie légal musulmane, Berkley 1999).


el-LümaǾı müelliften başka Yahyâ b. Ebü’l-Hayr el-İmrânî, Tâhir b. Yahyâ el-İmrânî, Cemâleddin el-Kāsımî, Muhammed İsâm Arâr el-Hasenî (Behcetü’l-vüśûl bi-şerĥi’l-LümaǾ fî Ǿilmi’l-uśûl, Dımaşk 1992) gibi âlimler şerhetmiştir. 5. Şerĥu’l-LümaǾ (el-Vüśûl ilâ Ǿilmi’l-uśûl, Cezayir 1979; nşr. Abdülmecîd Türkî, I-II, Beyrut 1408/1988). 6. el-Mülaħħaś fi’l-cedel. Şîrâzî’nin cedele dair ilk eseridir. San‘a’daki el-Câmiu’l-kebîr (nr. 64) ve Âtıf Efendi kütüphanelerinde iki yazması bulunan eser Muhammed Yûsuf Ahundhan Niyâzî tarafından yüksek lisans tezi olarak neşre hazırlanmıştır (1407, Mekke Ümmülkurâ Üniversitesi). 7. el-MaǾûne fi’l-cedel (MaǾûnetü’l-mübtedîn ve teźkiretü’l-müntehîn fi’l-cedel). Usûl-i fıkıh konularının cedel yöntemiyle ele alındığı kitap el-Mülaħħaś fi’l-cedel’in muhtasarı niteliğindedir (nşr. Abdülmecîd Türkî, Beyrut 1408/1988; nşr. Ali b. Abdülazîz el-Umeyrînî, Safât/Küveyt 1987). 8. en-Nüket fi’l-mesâǿili’l-muħtelef fîhâ beyne’ş-ŞâfiǾî ve beyne Ebî Ĥanîfe (Nüketü’l-mesâǿil ve Ǿuyûnü’d-delâǿil fi’l-ħilâf beyne’ş-ŞâfiǾî ve beyne Ebî Ĥanîfe, en-Nüket fî Ǿilmi’l-ħilâf, en-Nüket fî Ǿilmi’l-cedel). Eserin Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde kayıtlı nüshasının (III. Ahmed, nr. 1154) istinsahı müellifin hayatında öğrencisi Üveys tarafından 5 Şâban 466 (5 Nisan 1074) tarihinde tamamlanmış olup kenarlarındaki açıklamalardan bizzat müellifle mukabele edildiği anlaşılmaktadır. Zekeriyyâ Abdürrezzâk el-Mısrî, en-Nüket’in muâmelât kısmını Topkapı Sarayı Müzesi ve Princeton Üniversitesi Kütüphanesi nüshalarına dayanarak Ümmülkurâ Üniversitesi’nde doktora tezi olarak hazırlamış (Mekke 1405/1984), Ebû Zür‘a İbnül-Irâkī eser üzerine bir şerh yazmıştır. 9. Muħtaśar fîma’ħtelefe fîhi Ebû Ĥanîfe ve’ş-ŞâfiǾî. Müellifin girişte belirttiğine göre yetmiş iki kitaptan yararlanılarak derlenen bu eserde Şâfiî ve Ebû Hanîfe arasındaki 555 hilâf meselesi delilleri verilmeden kısaca anlatılmıştır (Süleymaniye Ktp., Hasan Hüsnü Paşa, nr. 458, Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 507/1; Princeton Üniversitesi Ktp., nr. 849). 10. Teźkiretü’l-mesǿûlîn fi’l-ħilâf beyne’l-Ĥanefî ve’ş-ŞâfiǾî. İbn Kādî Şühbe eserin oldukça büyük (Ŧabaķātü’l-fuķahâǿi’ş-ŞâfiǾiyye, I, 221), Kâtib Çelebi ise ciltlerle ifade edilecek büyüklükte (Keşfü’ž-žunûn, I, 392) olduğunu belirtir. 11. el-Muħtaśar fî uśûli meźhebi’ş-ŞâfiǾî (TSMK, III. Ahmed, nr. 1218). 12. el-İşâre ilâ meźhebi ehli’l-ĥaķ. Bazı yazmalarda esere MuǾteķadâtü (MuǾteķadü, ǾAķīdetü, ǾAķāǿidü) Ebî İsĥâķ gibi isimler konması müstensihlere ait bir tasarruftur. Eseri Marie Bernand (La profession de foi d’Abû Ishâq al-Sîrâzî, Kahire 1987, s. 1-48) ve Muhammed ez-Zübeydî (Beyrut 1419/1999) neşretmiştir. 13. ǾAķīdetü’s-selef. Marie Bernand bu eseri de yayımlamış (La profession de foi d’Abû Ishâq al-Sîrâzî, Kahire 1987, s. 49-72), Abdülmecîd Türkî, Şîrâzî’nin el-MaǾûne fi’l-cedel’inin başında bu esere de yer vermiştir (s. 91-102). 14. Ŧabaķātü’l-fuķahâǿ. Sahâbe neslinden V. (XI.) yüzyılın ortalarına kadar gelen meşhur fakihlerin kısa biyografilerini içermekte, fıkhın müellif zamanına kadarki gelişim seyrine dair genel bir tablo çizilmektedir. Fıkıh, hilâf ve icmâ yönünden görüşleri dikkate değer olan ve temsil ettikleri ekolün varlığını sürdürmesinde önemli rol üstlenen fakihleri nesiller halinde veren çalışma sonraki tabakat literatürünün temel kaynakları arasında yer almıştır (nşr. Nu‘mân el-A‘zamî el-Kütübî, Bağdat 1356/1937, Musannif’in Ŧabaķātü’ş-ŞâfiǾiyye’si ile birlikte → 1969; nşr. Halîl el-Meys, Beyrut, ts. [Dârü’l-kalem]; nşr. İhsan Abbas, Beyrut 1970, 1401/1981). İbn Hallikân ve Tâceddin es-Sübkî ile diğer bazı tabakat müelliflerinin nakillerde bulunduğu Muhammed b. Abdülmelik el-Hemedânî’ye ait Źeylü Ŧabaķāti’l-fuķahâǿ Şîrâzî’nin bu eserinin bir zeylidir.

BİBLİYOGRAFYA:

Şîrâzî, Ŧabaķātü’l-fuķahâǿ, s. 125, 126, 127-128, 129, 130, 134, 179, ayrıca bk. neşredenin girişi, s. 5-22; a.mlf., el-MaǾûne fi’l-cedel (nşr. Abdülmecîd Türkî), Beyrut 1408/1988, neşredenin girişi, s. 11-90; İbnü’l-Cevzî, el-Muntažam (nşr. Süheyl Zekkâr), Beyrut 1415/1995, IX, 469; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-târîħ (nşr. Halîl Me’mûn Şîhâ), Beyrut 1422/2002, VIII, 231-232, 237, 244, 288; Nevevî, el-MecmûǾ, I, 14-16, 65-72, 77; a.mlf., Tehźîb, I/2, s. 172-174; İbn Hallikân, Vefeyât, I, 29-31; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, XVIII, 452-463; XXI, 128-129; Sübkî, Ŧabaķāt (Tanâhî), IV, 74-75, 152-154, 215-256, 312; V, 12, 15; VI, 98; VII, 37-39, 336-338; VIII, 131, 337; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye (nşr. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî), Cîze 1419/1998, XVI, 12-13; İbn Receb, eź-Źeyl Ǿalâ Ŧabaķāti’l-Ĥanâbile, Beyrut, ts. (Dârü’l-ma‘rife), I, 16, 18, 19-21, 144; İbn Kādî Şühbe, Ŧabaķātü’l-fuķahâǿi’ş-ŞâfiǾiyye (nşr. Ali M. Ömer), Kahire, ts. (Mektebetü’s-sekāfeti’d-dîniyye), I, 219-221, 254-255; Keşfü’ž-žunûn, I, 392, 489-493; II, 1105, 1562, 1912-1913; M. Hasan Heyto, el-İmâmü’ş-Şîrâzî: Ĥayâtühû ve ârâǿühü’l-uśûliyye, Dımaşk 1980; Sâlihiyye, el-MuǾcemü’ş-şâmil, III, 426-427; E. Chaumont, “Encore au sujet de l’Ash’arisme d’Abu Ishaq Ash-Shirazi”, St.I, LXXIV (1991), s. 167-177; a.mlf., “al-Ѕћīrāzī”, EI² (İng.), IX, 481-483; Nûrullah Kisâî, “Ebû İsĥâķ Şîrâzî”, DMBİ, V, 167-171.

Bilal Aybakan

Fizan.Net

Fizan Neresidir

Fizan Turgut Reis tarafından 1551 yılında feth edilip osmanlı imparatorluğuna bağlanan uç eyaletin ismidir. Bugün fizan libya içinde yer almakta ve çöllük alandır.