MÜSELSEL

(المسلسل)

Daha çok, Hz. Peygamber’in bir davranışını veya sözünü râvilerin birbirine göstererek veya söyleyerek rivayet ettikleri hadis anlamında terim.

Sözlükte “birbirini takip etmek” mânasındaki silsile kökünden türeyen müselsel kelimesi, hadis terimi olarak “Resûl-i Ekrem’in bir hadisi söylediği sırada yaptığı bir hareketi veya kullandığı bir sözü ya da hem hareketi hem sözü seneddeki bütün râvilerin aynen tekrarladığı hadis” anlamında kullanılmaktadır. Hadisi bu şekilde nakletme işine teselsül, bu tür nakilde bulunan râviye müselsil denir. Hicrî ilk üç asırda (VII-IX) müselsel hadisler tabii bir şekilde nakledilmiş, IV. (X.) yüzyılın ortalarından itibaren bu tür rivayetlere ayrı bir önem verilmiş ve bunlar müstakil eserlerde toplanmaya başlanmıştır.

Müselsel hadisin birçok çeşidi bulunmakta olup İbnü’s-Salâh bunları sınırlamanın mümkün olmadığını (ǾUlûmü’l-ĥadîŝ, s. 275), Kettânî ise 400 civarında müselsel hadis çeşidi bulunduğunu (er-Risâletü’l-müsteŧrafe, s. 85) zikretmiştir. Bunlardan birkaçı şöyledir: 1. Müselsel bi’l-evveliyye. Bir hadisin senedinde yer alan bütün râvilerin, hocalarından rivayet ettikleri ilk hadisi “haddesenî fülânün ve hüve evvelü hadîsin semi‘tühû minhü” lafzıyla rivayet etmesidir. 2. Müselsel bi’l-hılf. Râvilerin bir hadisi yemin ederek birbirlerine rivayet etmesi olup her râvinin “vallahi” veya “eşhedü billâhi ve üşhidüllāhe lekad ahberanî fülânün” şeklinde tekrarlamasıdır. 3. Müselsel bi’l-kavl. Senedde yer alan bütün râvilerin “semi‘tü fülânen yekūlü” diyerek birbirlerinden naklettikleri hadistir. 4. Müselsel bi-“innî uhibbüke.” Metninde “innî uhibbüke” ifadesi geçen hadisi talebesine nakleden her hocanın bu ifadeyi tekrarlayarak rivayet etmesidir. 5. Müselsel bi’l-yed. Rivayet esnasında her râvinin kendi hocasının ellerini sıkmak suretiyle aldığı hadistir.

Teselsül bazan bir hadisin senedinde yer alan râvilerin rivayet esnasında sakalını sıvazlaması, belli bir yere dayanması, gülümsemesi, ağlaması, musafaha yapması, elini başına koyması, hadisi ayakta rivayet etmesi, parmağına yüzük takması ve eliyle yere dokunması gibi davranışları tekrarlamaları şeklinde olur. Bununla birlikte seneddeki bütün râvi isimlerinin Muhammed veya Ahmed olması, Mekkî, Dımaşkī, Irâkī, Mısrî ve Mağribî gibi aynı bölgeye mensup bulunması, senedin tamamının baba-oğuldan teşekkül etmesi, seneddeki râvilerin hadis imamı veya fakih yahut hâfız, kadı, şair olması, her râvinin rivayet esnasında “semi‘tü” veya “kara‘tü” yahut “ahberanâ” gibi edâ sigalarını tekrarlaması şeklinde de meydana gelebilir.

Rivayet edilen müselsel hadisler arasında en sahih kabul edileni İbn Hacer el-Askalânî’ye göre Saf sûresinin kıraati Hakkındaki hadistir (Süyûtî, II, 189). Tirmizî’nin, Abdullah b. Selâm > Ebû Seleme > Yahyâ b. Ebû Kesîr > Evzâî > Muhammed b. Kesîr > Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî senediyle tahrîc ettiği bu hadisi Hz. Peygamber’den nakleden Abdullah b. Selâm şöyle der: “Ashaptan birkaç kişi oturup konuştuk ve, ‘Hangi amelin Allah katında daha makbul olduğunu bilsek de onu yapsak’ dedik. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, ‘Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder’ âyetiyle (es-Saf 61/1-2) başlayan Saf sûresini indirdi.” Abdullah b. Selâm şöyle devam eder: “Bu sûreyi bize Resûlullah baştan sona okudu. Ebû Seleme dedi ki: ‘Onu bize Abdullah b. Selâm böylece okudu.’ Yahyâ b. Ebû Kesîr dedi ki: ‘Onu bize Ebû Seleme böyle okudu.’ Evzâî dedi ki: ‘Onu bize Yahyâ b. Ebû Kesîr böyle okudu.’ Muhammed b. Kesîr dedi ki: ‘Onu bize Evzâî böyle okudu.’ Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî dedi ki: ‘Onu bize Muhammed b. Kesîr böyle okudu’ (Dârimî, “Cihâd”, 1; Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ķurǿân”, 62). Bu rivayetin nakli esnasında her hoca hadisi talebesine aktarırken Saf sûresini baştan sona okumuş ve böylece bu müselsel rivayet ortaya çıkmıştır. Bazı âlimler, senedinde tedlîs ve inkıtâ bulunmadığı için müselsel hadisin en sağlam hadis olması gerektiğini söylerken senedlerinde yer alan râvilerin genellikle cerhedilen kimseler olması yüzünden bu tür hadisler hadis âlimlerinin çoğu tarafından zayıf olarak değerlendirilmiş, Zehebî de müselsel rivayetlerin çoğunun asılsız olduğunu belirtmiştir (el-Mûķıža, s. 44).

Literatür. Bazı müellifler müselsel hadisleri müstakil eserlerde, birçok müellif de kendisine ulaşan senedlerle bir cüzde toplamış veya eserlerinin bir yerinde bunlara işaret etmiştir. Müselsel hadisleri ilk


defa İbn Hibbân el-Büstî’nin el-Müselselât adıyla (Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, XX, 452) bir araya getirdiği bilinmektedir. Daha sonra aynı isimle Ebû Bekir İbn Şâzân el-Bağdâdî, Ebû Nuaym el-İsfahânî, Müstağfirî eser yazmış (son üç eser için bk. Kettânî, s. 82), Hatîb el-Bağdâdî biri üç cüz halinde el-Müselselât (Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, XVIII, 292), diğeri Müselselü’l-Ǿîdeyn (İÜ Ktp., AY, nr. 1894) adıyla iki çalışma yapmış, ayrıca İsmâil b. Ahmed et-Teymî el-Müselselât (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mecmua, Hadis, nr. 51), Ebü’l-Kāsım İbn Asâkir el-Müselselât ve Müselselü’l-Ǿîd (a.g.e., XX, 560), Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahman ed-Dîbâcî Müselselât (Elbânî, s. 278), İbn Beşküvâl Müselselât (DİA, XIX, 377) ve Ebû Mûsâ el-Medînî Nüzhetü’l-ĥuffâž (nşr. Abdürradî Muhammed Abdülmuhsin, Beyrut 1406/1986; nşr. Mecdî Seyyid İbrâhim, Kahire 1990) ismiyle eserler telif etmişlerdir. Ebü’l-Ferec İbnü’l-Cevzî el-Müselselât (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mecmua, nr. 37, vr. 6-27; nr. 98), İbnü’t-Taylesân el-Cevâhirü’l-mufaśśalât fi’l-eĥâdîŝi’l-müselselât (Kettânî, s. 83), Ziyâeddin el-Makdisî el-Müselselât (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mecmua, nr. 10, vr. I/1-9), Alemüddin es-Sehâvî el-Cevâhirü’l-mükellele fi’l-eĥâdîŝi (aħbâri)’l-müselsele (Keşfü’ž-žunûn, I, 617), İbn Müsdî el-Müselselât (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mecmua, nr. 103, vr. 172-177), Zehebî el-ǾUźbü’s-selsel fi’l ĥadîŝi’l-müselsel (Keşfü’ž-žunûn, II, 1130), Alâî el-Müselselât (Kettânî, s. 83-84), Necmeddin İbn Fehd el-Müselselât (a.g.e., s. 84) adlı kitaplarını kaleme almışlardır. Şemseddin es-Sehâvî el-Müselselât’ında 100 hadisi değerlendirmiştir (a.g.e., a.y.). Süyûtî’nin bu konuda el-Müselselâtü’l-kübrâ (Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye, Hadis, nr. 323, Teymûr; Süleymaniye Ktp., Hamidiye, 179/2, vr. 73-77), Muħtaśarü’l-Müselselâti’l-kübrâ (Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 988) ve Ciyâdü’l-müselselât (a.g.e., a.y.) isimli üç eseri bulunmaktadır. İbn Akīle’nin Hicaz, Yemen ve Suriye bölgelerinde yaygın olan kırk beş müselsel hadisi ihtiva eden el-Fevâǿidü’l-celîle’sinin birçok yazma nüshası vardır (DİA, XIX, 305). Murtazâ ez-Zebîdî, et-TaǾlîķātü’l-celîle Ǿalâ Müselselâti İbn ǾAķīle adlı bir müstahrec kaleme almıştır (Princeton Üniversitesi Ktp., Garrett, nr. 775). Şemseddin Muhammed b. Tayyib el-Fâsî, ǾUyûnü’l-mevâridi’l-müselsele min Ǿuyûni’l-esânîd olarak da bilinen el-Müselselât’ında (Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 317) 300’den fazla müselsel hadis zikredip bunlara dair ayrıntılı bilgi vermiş, Abdülhafîz el-Fâsî el-Âyâtü’l-beyyinât fî şerĥi ve taħrîci eĥâdîŝi’l-müselselât’ında (Fas, ts. [Matbaatü’l-vataniyye]) derlediği müselsel hadisleri ele almıştır. Muhammed Abdülbâkī el-Eyyûbî el-Menâhilü’s-selsele fi’l-eĥâdîŝi’l-müselsele’sinde (Kahire 1357/1938; Beyrut 1403/1983) 212 rivayete yer vermiş, İbrâhim b. Hasan el-Kûrânî el-Eĥâdîŝü’l-müselsele (Süleymaniye Ktp., Cârullah Efendi, nr. 2069), Abdurrahman b. Muhammed el-Küzberî el-Ĥadîŝü’l-müselsel (İÜ Ktp., AY, nr. 2253), Kavukcî Müselselât (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Âmm, nr. 9140, vr. 1-146), Muhammed Ali b. Zâhir el-Veterî et-Tuĥfetü’l-Medeniyye fi’l-müselselâti’l-Veteriyye (Kırım 1906) ve Muhammed Yâsîn el-Fâdânî el-ǾUcâle fi’l-eĥâdîŝi’l-müselsele (baskı yeri ve tarihi yok) adlı eserlerini kaleme almışlardır.

Müselsel hadislerin tamamını bir araya getirme gayretleri yanında belli konularla ilgili olanları ihtiva eden birçok cüz ve risâle telif edilmiştir. Ebû Tâhir es-Silefî’nin el-Müselsel bi’l-evveliyye (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mecmua, nr. 85, vr. 133-140) ve Ĥadîŝü’l-muśâfaĥa (Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye, Mecmua, nr. 2, vr. 79-80), Alâeddin Ali b. İbrâhim eş-Şâfiî’nin el-Cüzǿü’l-müselsel bi’l-evveliyye (Millî Kütüphane, nr. 145/1), Takıyyüddin es-Sübkî’nin el-Müselselât bi’l-evveliyye (Kettânî, s. 82), İbnü’l-Irâkī’nin el-Müselselât bi’l-evveliyye (a.g.e., a.y.), Ahmed b. Hasan el-Cevherî’nin el-Cevâhirü’l-behiyye Ǿalâ ĥadîŝi’r-raĥmeti’l-müselseli bi’l-evveliyye (Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 836/1), İbrâhim Tâhir Efendi’nin Senedü Fâtiĥati’l-müselsel bi’l-ķasem (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3680) adlı eserleri bunlardan birkaçıdır (müselsele dair diğer eserler için bk. Kettânî, [Özbek], s. 122-129).

BİBLİYOGRAFYA:

Dârimî, “Cihâd”, 1; Tirmizî, “Tefsîrü’l-Ķurǿân”, 62; Hâkim en-Nîsâbûrî, MaǾrifetü Ǿulûmi’l-ĥadîŝ (nşr. Seyyid Muazzam Hüseyin), Medine 1397/1977, s. 29-34; İbnü’s-Salâh, ǾUlûmü’l-ĥadîŝ (nşr. Nûreddin Itr), Dımaşk 1406/1986, s. 275-276; Nevevî, İrşâdü ŧullâbi’l-ĥaķāǿiķ (nşr. Nûreddin Itr), Beyrut 1411/1991, s. 183-185; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâǿ, XVIII, 292; XX, 452, 560; XXI, 141; a.mlf., el-Mûķıža (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1405, s. 43-44, 103-113; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, İħtiśâru ǾUlûmi’l-ĥadîŝ (el-BâǾiŝü’l-ĥaŝîŝ içinde), Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), s. 168-169; Irâkī, Fetĥu’l-muġīŝ, s. 326-329; İbn Hacer el-Askalânî, Nüzhetü’n-nažar fî tavżîĥi Nuħbeti’l-fiker (nşr. Nûreddin Itr), Dımaşk 1413/1992, s. 120; Süyûtî, Tedrîbü’r-râvî (nşr. Abdülvehhâb Abdüllatîf), Beyrut 1409/1989, II, 187-189; Keşfü’ž-žunûn, I, 617; II, 1130; Abdülhay el-Leknevî, Žaferü’l-emânî (nşr. Abdülfettâh Ebû Gudde), Beyrut 1416, s. 268-318; Kettânî, er-Risâletü’l-müsteŧrafe, s. 81-85; a.e. (Özbek), s. 122-129; Elbânî, Maħtûŧât, s. 278; Talât Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1980, s. 310-313; Subhî es-Sâlih, Hadis İlimleri ve Istılahları (trc. M. Yaşar Kandemir), Ankara 1981, s. 212-216; M. Abdülbâkī el-Eyyûbî, el-Menâhilü’s-selsele fi’l-eĥâdîŝi’l-müselsele, Beyrut 1403/1983; Muhammed b. Muhammed Ebû Şehbe, el-Vasîŧ fî Ǿulûm ve musŧalaĥi’l-ĥadîŝ, Cidde 1403/1983, s. 414-424; Ahmed Ömer Hâşim, ĶavâǾidü uśûli’l-ĥadîŝ, Beyrut 1404/1984, s. 164-167; Mücteba Uğur, Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, Ankara 1992, s. 278-281; Abdulhamit Birışık, “İbn Akīle”, DİA, XIX, 305; Nadir Özkuyumcu, “İbn Beşküvâl”, a.e., XIX, 377.

Mehmet Efendioğlu

Fizan.Net

Fizan Neresidir

Fizan Turgut Reis tarafından 1551 yılında feth edilip osmanlı imparatorluğuna bağlanan uç eyaletin ismidir. Bugün fizan libya içinde yer almakta ve çöllük alandır.