BEYTÜLMA‘MÛR

البيت المعمور

Semada, içinde meleklerin ibadette bulunduğu rivayet edilen mâbed.

“Mâmur ev” veya “mâmur mâbed” anlamına gelen el-beytü’l-ma‘mûr, Kur’ân-ı Kerîm’de (et-Tûr 52/4) Allah’ın üzerine yemin ettiği bir mekânın adı olarak geçer.


Bir yerin mâmurluğu, bakımlı ve düzenli oluşundan başka gelen gideninin ve ilgi göstereninin fazla oluşuyla da ilgilidir. Kur’an’da mâbedlerin imar edilmesi, maddî onarım ve bakımdan çok mânevî onarım demek olan zikir ve ibadet esasına bağlanmıştır (bk. el-Bakara 2/114; et-Tevbe 9/18-19). Bu sebeple beytülmâ‘mûrun semada meleklere ait bir mâbed veya dünyada bütün müslümanların mâbedini teşkil eden Kâbe olabileceği hususunda görüşler ileri sürülmüştür.

Beytülma‘mûr ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den çeşitli hadisler rivayet edilmiştir. Bu hadislere göre Resûlullah’a mi‘rac esnasında beytülma‘mûr gösterilmiştir. Burası “yedinci semada melekler için inşa edilmiş, bir gelen bir daha gelmemek üzere her gün 70.000 meleğin ziyaret edip ibadette bulunduğu bir mâbeddir” (Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 6, “Menâkıbü’l-ensâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 264; Nesâî, “Salât”, 1; Müsned, III, 149, 153; IV, 207, 209, 210). Beytülma‘mûrun dördüncü veya altıncı semada olduğuna dair rivayetler de vardır.

Hz. Ali’nin de bir soru üzerine beytülma‘mûru, gökte bulunan ve Kâbe’nin yerdeki kutsiyetine benzer bir kutsiyete sahip olan, her gün 70.000 meleğin ziyaret edip namaz kıldığı, bir diğer adı da durâh olan bir yer, bir mescid olarak tanımladığı rivayet edilmektedir (Taberî, XXVII, 10).

Rebi‘ b. Enes’ten nakledilen bir görüşe göre beytülma‘mûr, Hz. Âdem’den Hz. Nûh zamanına kadar Kâbe’nin yerinde bulunuyordu. Hz. Nûh, halkından hac maksadıyla onu ziyaret etmelerini istemiş, fakat onlar buna uymamışlardır. Meydana gelen bir su baskını üzerine de Kâbe hizasında dünya semasına yükseltilmiş olup onu her gün 70.000 melek ziyaret etmektedir ve bu durum sûr*un üfleneceği güne kadar devam edecektir (bk. Mâverdî, IV, 110).

Hasan-ı Basrî’den gelen bir rivayete göre ise beytülma‘mûr Kâbe’dir. Kâbe’nin “mâmur” diye nitelendirilmesinin sebebi, meskûn olması ve çok sayıda müslüman tarafından ziyaret edilmiş bulunmasıdır. Onun bu yorumu el-beytü’l-ma‘mûrun yer aldığı âyetler dizisinin ifade ettiği genel anlama daha uygun düşmektedir. Çünkü Tûr sûresinin ilk altı âyetini oluşturan bu dizide önemleri sebebiyle üzerlerine yemin edilen şeyler (Tûr dağı, yazılmış kitap, gök, deniz) insanın duyularıyla idrak ettiği belli şeylerdir. Bunlar arasında yer alan beytülma‘mûrun da o tür nesnelerden olması daha uygun görünmektedir.

Tasavvufî eserlerde beytülma‘mûrun zâhirî ve bâtınî olmak üzere iki delâleti olduğu kabul edilmektedir. Zâhirî delâleti, yedinci semada melekler tarafından mâmur hale getirilen ve durâh denilen bina, bâtınî delâleti ise Hakk’ın tecelli ederek mâmur eylediği mümin kalbidir.

BİBLİYOGRAFYA:

Müsned, III, 149, 153; IV, 207, 209, 210; Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 6, “Menâkıbü’l-ensâr”, 42; Müslim, “Îmân”, 259, 264; Nesâî, “Salât”, 1; Ezrakī, Ahbâru Mekke (Melhas), I, 4951; Mâverdî, en-Nüket ve’l-‘uyûn (nşr. Hıdır Muhammed Hıdır), Küveyt 1402/1982, IV, 110; Sehl et-Tüsterî, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-‘azîm, Kahire 1908, s. 94-95; Taberî, Câmi‘u’l-beyân, XXVII, 10-11; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, XXVIII, 239; İbnü’l-Arabî, el-Fütûhât, II, 169-171; III, 438, 526; IV, 328; a.mlf., Muhâdaratü’l-ebrâr, İstanbul 1305, I, 400; Beyzâvî, Envârü’t-tenzîl, İstanbul 1285, II, 467; Tecrid Tercemesi, X, 71; Elmalılı, Hak Dini, VI, 4551; el-MuǾcemü’s-sûfî, s. 226-228.

Abdurrahman Küçük